Merhaba sevgili okurlarım, ne yazık ki bu hafta pek hoş olmayan bir konu için buluşuyoruz. İran’la olan savaş olayları hepimizi, tüm dünyayı etkiliyor. Peki biz bu süreci sağlıklı şekilde nasıl yönetebiliriz? Ruh sağlığımızı korumak için neler yapmak gerekli? Gelin biraz bunlara bakalım.

Ancak bu yazıyı özellikle savaşı yaşamış, kayıplar görmüş, göç deneyimi yaşamış ve travmaları hala canlılığını koruyan Kıbrıs halkı için kaleme almak istiyorum. Çünkü savaş haberleri başka bir coğrafyada yaşansa bile geçmişte benzer acıları deneyimlemiş toplumlarda yalnızca güncel bir kaygı değil aynı zamanda eski yaraların yeniden tetiklenmesi anlamına gelebilir. Travma yaşayan toplumlarda belirsizlik dönemleri geçmiş anıları, bedensel hafızayı ve bastırılmış korkuları yeniden yüzeye çıkarabilir. Televizyonda duyulan bir patlama sesi, sosyal medyada görülen bir görüntü ya da sert bir siyasi açıklama bilinçli olarak fark etmesek bile sinir sistemimizi alarma geçirebilir. Bu nedenle bugün yaşanan gelişmeler Kıbrıs halkını sadece güncel bir tehdit algısıyla değil tarihsel hafızanın yüküyle de etkileyebilmektedir. Travma sonrası stres tepkileri bazen çok sessiz ilerler. Kişi kendini gergin, tahammülsüz, huzursuz hisseder ama bunun nedenini tam olarak açıklayamaz. Uyku bozulabilir, kabuslar artabilir, bedensel ağrılar yoğunlaşabilir. Bu durum zayıflık değil sinir sisteminin geçmiş deneyimlere verdiği doğal bir tepkidir. Özellikle savaşı yaşamış toplumlarda güvenlik algısı kırılgan olabilir. Küresel bir çatışma haberi bile bilinçaltında varoluşsal tehdit algısını tetikleyebilir. Bu noktada en önemli psikolojik adım farkındalıktır. Yaşadığınız yoğun duyguların bugünkü olaydan çok geçmiş deneyimlerin tetiklenmesiyle ilgili olabileceğini bilmek rahatlatıcıdır. Belirsizlik dönemlerinde zihin en kötü senaryoyu üretmeye eğilimlidir. Ancak psikolojik dayanıklılık kontrol alanını doğru belirlemekle başlar. Küresel gelişmeleri değiştiremeyiz fakat haber tüketimimizi sınırlayabilir, güvenilir kaynaklara yönelebilir, günlük rutinlerimizi koruyabiliriz. Rutinler beynimize hayatın devam ettiğini ve şu an güvende olduğumuzu hatırlatır. Düzenli uyku, fiziksel hareket, nefes egzersizleri ve sosyal destek sinir sistemini dengeler. Özellikle çocukların yanında kullanılan dil çok önemlidir. Çocuklar yetişkinlerin kaygısını hızla hisseder. Onlara ayrıntılı korku senaryoları anlatmak yerine güvenlik mekanizmalarının çalıştığını ve yetişkinlerin süreci takip ettiğini söylemek daha sağlıklıdır. Toplumsal düzeyde ise paniğin bulaşıcı olduğunu unutmamalıyız. Sürekli felaket dili kullanmak, doğrulanmamış bilgileri paylaşmak kolektif kaygıyı artırır. Bunun yerine dayanışma dili, sağduyu ve bilinçli iletişim toplumsal direnci güçlendirir. Savaşı yaşamış bir toplum için en büyük güç geçmişte hayatta kalmış ve yeniden inşa etmiş olma gerçeğidir. Bu tarihsel dayanıklılık bugün de en önemli psikolojik kaynağımızdır. Kaygı tamamen yok edilmesi gereken bir duygu değildir. Kaygı tedbir almamızı sağlar ancak işlevselliği bozacak düzeye ulaştığında destek almak gerekir. Eğer son günlerde yoğun çarpıntı, sürekli felaket düşünceleri, uyku problemleri, huzursuzluk ya da geçmişe ait anıların canlanması gibi belirtiler yaşıyorsanız profesyonel destek almak önemlidir. Unutmayın sakin kalmak pasiflik değil bilinçli bir güçtür. Panik strateji üretmez ancak dengeli bir zihin çözüm üretir. Eğer sizin ya da yakınlarınızın bu süreçte desteğe ihtiyacı varsa bir uzmana başvurmanız ruh sağlığınızı korumak adına önemli bir adımdır.

Uzm. Klinik Psk. ve Uzm. Adli Psikolog

Psikoterapist

Kadriye Özadmaca Taşyürek

www.psikologevinde.com

[email protected]

05338600045

Taşyürek Psikiyatri Kliniği