Merhaba sevgili okurlarım, gönül isterdi ki daha güzel bir konu için bir araya gelelim, fakat pek hoş olmayan bir konuyu kaleme almak zorunda hissettim kendimi. Umarım az da olsa sizin için yol gösterici olabilirim.

***Ortaokul çağındaki bir grup kız çocuğunun kavga görüntülerinin kayda alınması, yüzeyde “ergenler arası bir çatışma” gibi görünse de, klinik ve adli psikoloji açısından çok daha derin bir yapısal soruna işaret etmektedir. Bu tür görüntüler artık istisna değil; aksine, şiddetin yaş ortalamasının sistematik biçimde düştüğünün güçlü bir göstergesidir. Asıl sorulması gereken soru şudur:
Bu çocuklar şiddeti nereden öğreniyor ve neden bu kadar erken kullanmaya başlıyorlar?
Şiddet Doğuştan Gelmez, Öğrenilir
***Klinik psikoloji literatürü çok nettir: Şiddet davranışı doğuştan değil, öğrenilmiş ve pekiştirilmiş bir davranıştır. Çocuk, henüz soyut düşünme ve dürtü kontrolü tam gelişmeden, çevresel modeller aracılığıyla davranış repertuarını inşa eder. Aile içi çatışmalar, ebeveynlerin duygu düzenleme becerileri, ev içindeki güç ilişkileri ve sınırların belirsizliği, çocuğun dünyayı “güç ve saldırganlık” üzerinden anlamlandırmasına zemin hazırlar.
***Adli psikoloji perspektifinden bakıldığında ise, şiddetin yalnızca bireysel değil sistemsel bir ürün olduğu görülür. Çocuk, maruz kaldığı ya da tanık olduğu şiddeti içselleştirir; zamanla bunu bir problem çözme yöntemi olarak kullanmaya başlar. Bu noktada şiddet, çocuk için bir “sapma” değil, öğrenilmiş bir uyum stratejisi hâline gelir.
*Dijital Kültür ve Şiddetin Normalleştirilmesi
Bugünün çocukları, önceki kuşaklardan farklı olarak şiddeti yalnızca gerçek yaşamda değil, dijital mecralarda da sürekli izlemektedir. Sosyal medya platformlarında şiddet içeren videoların hızla yayılması, kavganın kayda alınması ve paylaşılması, şiddeti yalnızca görünür değil, aynı zamanda ödüllendirilen bir davranışa dönüştürmektedir.
Klinik açıdan bu durum, empati gelişimini sekteye uğratırken; adli açıdan bakıldığında, çocuğun “eylemin sonuçları” ile “sorumluluk” arasındaki bağlantıyı kurmasını zorlaştırmaktadır. Şiddet, artık bir utanma ya da suçluluk kaynağı değil; aksine görünürlük, güç ve statü aracı olarak sunulmaktadır.
Kız çocuklarının gösterdiği bu şiddet sessiz ve tehlikeli bir yanılgının yansımasıdır aslında.Toplumsal olarak kız çocukları çoğu zaman “pasif” ve “uyumlu” rollerle tanımlanır. Oysa klinik veriler, bastırılmış öfkenin ve ifade edilemeyen duyguların ilişkisel ya da fiziksel şiddet olarak dışa vurulabildiğini göstermektedir. Kız çocuklarında görülen şiddet, genellikle uzun süre göz ardı edilir; çünkü toplum, bu davranışı “beklenmedik” olarak kodlar. Bu da erken müdahale şansını ortadan kaldırır.
*Bu Şiddet Nasıl Durdurulabilir~?
Şiddeti yalnızca cezai yaptırımlarla durdurmak mümkün değildir. Adli psikoloji bize, cezanın tek başına önleyici olmadığını açıkça göstermektedir. Asıl ihtiyaç duyulan şey; erken yaşta duygu düzenleme becerilerinin kazandırılması, ebeveynlere yönelik psikoeğitim programları ve okullarda sistematik ruh sağlığı taramalarıdır.
Klinik müdahaleler bireysel terapiyle sınırlı kalmamalı; aileyi, okulu ve dijital çevreyi kapsayan çok katmanlı bir önleme modeli benimsenmelidir. Çocuğa yalnızca “şiddet yanlıştır” demek yeterli değildir; ona öfkesini nasıl tanıyacağını, ifade edeceğini ve düzenleyeceğini öğretmek gerekir.
Ortaokul sıralarında gördüğümüz bu şiddet, çocukların değil; yetişkin dünyanın, dijital kültürün ve ihmallerin bir yansımasıdır. Bu çocuklar “tehlikeli” değil, yardıma ihtiyaç duyan bireylerdir*. Şiddetin yaşını düşüren şey çocuklar değil; onları koruyamayan sistemlerdir.
Şiddeti durdurmak istiyorsak, önce onu nerede ürettiğimizi dürüstçe kabul etmeliyiz.*
Hepinize şiddetten uzak sevgi ve hoşgörü ile dolu günler dilerim.
Sevgilerimle….
Uzm. Klinik & Uzm. Adli Psikolog
Psikoterapist
Kadriye Özadmaca Taşyürek
[email protected]
0533 860 00 45
Taşyürek Psikiyatri Kliniği