Bu hafta çok kıymetli bir olay için buluşuyoruz SEVMEK VE SEVİLMEK…Sevgililer Günü Üzerine Psikolojik Bir Değerlendirme için kalemi elime alıyorum. Siz de biliyorsunuz ki şubat ayı geldiğinde vitrinler kalplerle, kırmızı güllerle ve romantik mesajlarla doluyor. Ancak Sevgililer Günü yalnızca çiçeklerin, hediyelerin ya da romantik akşam yemeklerinin günü değildir. Aslında bugün, insanın en temel psikolojik ihtiyacını ‘bağ kurma ihtiyacını’ görünür kılar. Çünkü insan, nörobiyolojik olarak bağlanma
‘Sevgi Biyolojik Bir Gereksinimdir’
Bağlanma kuramının öncüsü John Bowlby, sevginin yalnızca duygusal değil, hayatta kalma temelli bir ihtiyaç olduğunu vurgulamıştır. Güvenli bağlanma deneyimi yaşayan bireylerin stres düzeylerinin daha düşük, duygu düzenleme kapasitelerinin daha yüksek olduğu bilinmektedir. Nörobilim araştırmaları, sevgi ve güven duygusu yaşandığında oksitosin hormonunun arttığını, bunun da hem kaygıyı azalttığını hem de kişilerarası yakınlığı güçlendirdiğini göstermektedir. Yani sevgi yalnızca kalpte değil; beyinde ve bedende de karşılık bulan bir süreçtir. Ancak burada kritik bir soru ortaya çıkar!!! Bağ kurma kapasitemiz zayıflıyorsa, sevgi nasıl sürdürülebilir? İşte burada da Empati devreye girer ve Empati Romantizmin Ötesindeki Gerçek bir Bağdır.
Modern ilişkilerde en sık karşılaşılan sorunlardan biri, “anlaşılmama” hissidir. Çift terapilerinde sıklıkla duyduğumuz cümle şudur: “Beni anlamıyor.”
Empati, burada yalnızca romantik bir jest değil; ilişkinin düzenleyici mekanizmasıdır. Bilişsel empati, partnerin perspektifini anlayabilme becerisini; duygusal empati ise onun duygusal deneyimini içsel olarak paylaşabilmeyi ifade eder. Araştırmalar, empatik iletişimin yüksek olduğu ilişkilerde çatışma çözme becerilerinin daha sağlıklı olduğunu ve ilişkinin uzun ömürlü olma ihtimalinin arttığını göstermektedir. Sevgi, yoğun bir duygu olabilir. Ancak empati olmadan sevgi sürdürülebilir değildir.
Şiddet Dili ve İlişkisel Kırılganlık nedir diye bakacak olursak eğer; toplumsal düzeyde artan tahammülsüzlük ve sertleşen iletişim dili, romantik ilişkilerde de yansımasını bulur. Günlük yaşamın stresi, ekonomik baskılar ve dijital çağın hız kültürü; bireylerin duygusal regülasyon kapasitesini zorlamaktadır. Freud’un kuramında saldırganlık dürtüsel bir enerji olarak tanımlanırken; çağdaş psikoloji, saldırganlığın çoğu zaman düzenlenememiş kırılganlıktan kaynaklandığını vurgular. İlişkilerde yükselen ses tonu, küçümseyici ifadeler ya da duygusal geri çekilme; çoğu zaman incinmişlik ve anlaşılmama duygusunun dışavurumudur.
Sevgililer Günü, tam da bu noktada bir hatırlatıcı olabilir. Sevgi, yalnızca romantik bir heyecan değil; karşıdakinin duygusal gerçekliğini tanıyabilme cesaretidir. Sevgi Bir Duygu Değil, Bir Beceridir
Psikolojik dayanıklılık araştırmaları gösteriyor ki, uzun süreli sağlıklı ilişkilerde üç temel unsur vardır:
1.Duygusal farkındalık
2.Empatik dinleme
3.Duygusal düzenleme kapasitesi
Sevgi; yalnızca “seni seviyorum” demek değil, “seni duyuyorum” diyebilmektir.
Sevgililer Günü’nün Psikolojik Anlamına Gelince
Bu özel gün, romantizmin ötesinde bir içsel sorgulama fırsatı sunar:
•Partnerimi gerçekten dinliyor muyum?
•Onun duygusal ihtiyaçlarını anlayabiliyor muyum?
•Tartışmalarda haklı olmaya mı, yoksa bağ kurmaya mı odaklanıyorum?
Sevgi, narsistik bir doyum aracı değil; iki ayrı bireyin güvenli bir alan yaratma çabasıdır.
Empatiyi Sevgimizin Temeline Koyalım
Empati yoksunluğu çağında sevgi, bir direniş biçimidir. Saygı, yumuşaklık ve anlayış; zayıflık değil, psikolojik olgunluk göstergesidir. Bu Sevgililer Günü’nde belki de en değerli hediye, karşımızdakini gerçekten görmeye niyet etmektir. Çünkü insan, anlaşılabildiği yerde büyür; duyulduğu yerde iyileşir.
Unutmayalım ki sağlıklı ilişkiler, sağlıklı toplumların temelidir.
Hepinize sağduyumuzu ve saygımızı kaybetmediğimiz, anlayış ve sevgi ile dolu ruh sağlığımızı koruyabildiğimiz günler dilerim.
Sevgilerimle…
Uzm. Klinik & Uzm. Adli Psikolog
Psikoterapist
Kadriye Özadmaca Taşyürek
05338600045
Taşyürek Psikiyatri Kliniği/ Lefkoşa